ALTIN 1.048,71
DOLAR 18,6502
EURO 19,2695
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 15 °C
Çok Bulutlu

Hülya Koçyiğit: ‘Yeşilçam ruhu bir başkaydı’

03.02.2022
309
A+
A-
Hülya Koçyiğit: ‘Yeşilçam ruhu bir başkaydı’

Duru güzelliği ve herkesi büyüleyen oyunculuğu ile Türk Sineması’nın kraliçelerinden Hülya Koçyiğit ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Usta oyuncu; aile yaşantısı, oyunculuk kariyeri, büyük aşkı Selim Soydan ile tanışma hikayesi ve yılların arkadaşlığı kendi deyimi ile acı bir veda olarak bahsettiği Fatma Girik yani Yeşilçam’ın “Dört Yapraklı Yoncası’nın” üzüntüsüne kadar hakkında merak edilenleri anlattı. İşte o keyifli sohbetin tüm detayları.

Oyunculuk tutkusu sizin için erken yaşta başlamış. O zamanlar da bu kadar başarılı olacağınızı düşünüyor muydunuz?

Çok küçük yaşlarda yeteneğim öğretmenim ve ailem tarafından keşfedilince bir yandan okula bir yandan da konservatuvarda baleye gidiyordum. Bale ile başlayan sanat hayatım tiyatro ile devam etti. Sahnede olmak, aynı oyunu her defasında bambaşka bir heyecanla yeniden yeniden oynamak beni çok heyecanlandırıyordu. Belki o zamanlar –küçük oluşumdan da- bir hobi gibiydi. Ne zaman ki Muhsin Ertuğrul bir gün beni sahnede izledikten sonra anneme kesinlikle konservatuvara gitmem gerektiğini söyledi işte o zaman oyunculuk benim için hobi olmaktan çıktı. Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Tiyatro eğitimi aldığım yıllarda da sonrasında da ben işimi hep aşkla yaptım. Rahmetli babama bir söz vermiştim; “Ne iş yaparsam yapayım en iyisini yapmak için var gücümle çalışacaktım.” Öyle de yaptım… Şimdi düşününce bu azmin başarıyı beraberinde getirmesi aslında muhtemeldi ama o günlerde tahmin edemiyordum.

Babanızı çok erken yaşta kaybettiniz ve bir ailenin sorumluluğunu üstlendiniz. Bu kadar büyük sorumluluğu almak nasıldı?

Ben henüz 7-8 yaşlarında ailesinden uzakta, Ankara’da bale eğitimi alırken o küçücük halimle büyük sorumluluklar almaya başlamıştım aslında hayata karşı… İki küçük kardeşime karşı sorumluluk bilinci ile yetiştirildim ve babam vefat ettikten sonra birinin aileyi geçindirmesi gerekiyordu. Susuz Yaz’dan sonra gelen teklifleri hiç düşünmeden ardı ardına kabul ettim, okulumdan geri kalacağımı bile bile. Bu sorumluluğu yıllarca üzerimde yaşadım, hala da yaşıyorum. Çocukluğumu, gençliğimi yaşayabildim mi tam anlamıyla hayır yaşayamadım ama ben de torunlarımla yeniden yaşayamadığım o günleri yaşıyorum.

Eşiniz Selim Soydan ile tanışma hikayenizden bahseder misiniz?

Çok yoğun bir tempoda setten sete koştuğum bir dönemde artık yorgunluktan sürmenaj geçiriyordum. Bunun üzerine ancak 3-4 günlük izin alıp, kardeşim Feryal ile birlikte, Büyükada’da -annemin ahbaplarının sahibi olduğu- bir otele kafa dinlemeye gittik. Ölü bir sezondu, otel müşterisi de olmayacaktı. Sessiz sakin, iyi bir şekilde dinlenip geri dönecektik. Kafamızdaki plan böyleydi. Ancak ilk sabah bir uyandık ki otelde kıyamet kopuyor. Nasıl bir gürültü, nasıl bir kalabalık anlatamam. Öğrendik ki Fenerbahçe Spor Kulübü kamp yapmak için gelmiş. Tesadüf o ki gelenlerin arasında olan Ercan Aktuna da Kuzguncuk’tan, mahalleden sevdiğimiz bir abimiz. Bizi görür görmez yanımıza gelip “Ne işiniz var çocuklar sizin burada?” diye sorunca biz de gülerek “Sizin ne işiniz var burada? Biz dinlenmeye gelmiştik.”  Bu arada yanında da henüz tanımadığım Selim duruyor ve başladı bana iltifatlar etmeye; “Size büyük bir hayranlığım var. Tüm filmlerimizi büyük bir ilgiyle izliyorum. O filmlerde nasıl ağlıyorsunuz öyle? Soğan suyu mu sıkıyorlar gözünüze?” diye alay eder gibi devam edince ben tabi rahatsız oldum. “Çok merak ediyorsanız buyurun sette bizzat görün nasıl ağladığımı.” dedim.

Sonradan öğreniyorum ki Ercan Abi’ye büyük bir ısrarda bulunmuş, lütfen bizi tanıştır diye. Ercan Abi de “Selim, kızları, aileyi çok iyi tanıyorum. O kızlar her önüne gelen ile konuşmazlar.” demiş. Ama Selim gerçekten görüşme konusunda azimliydi… Sete geldi, sonra aileyi içten fethetti kardeşlerimle çok güzel bir bağ kurdu derken bugün 54 yılı geride bırakmışız.

53 yıllık evlilik dile kolay… Mutlu evliliğin formülü sizce nedir?

Her geçen gün artan sevginin yanında saygının da beraberinde gelmesi… Yıllar ikiyi bir yapıyor, harmanlamak gibi… Bir elmanın iki yarısı misali. Sadakatimiz, merhametimiz, aşkımız, sevgimiz, şefkatimiz yıllarla doğru orantıda güçlendi adeta kemikleşti… Eşinin ilgi alanlarına ortak olabildiğin gibi onun kendi dünyasına da saygı duyabilmek önemli ilişkilerde… Empati duygumuzu hiç kaybetmedik Selim ile.

Evliliğiniz süresinde hiç pes ettiğiniz vazgeçmek istediğiniz an oldu mu?

Çok şükür hiç böyle bir duygu yaşamadım. Biz zor zamanlarda da hep ele ele kalp  kalbe idik. Zorluklara karşı birlikte göğüs gerdik.

Ailenize sizden başka bir oyuncu daha dahil oldu. Engin Bey’in oyunculuğunu nasıl buluyorsunuz?

Ailemin bir üyesi değil meslektaşım olarak cevaplıyorum bu sorunuzu. Altan’ın oyunculuğunu çok beğeniyorum. Kendi içinde yarışı olan bir oyuncu Altan. Bu da bizim meslekte çok önemli işte. Hadi mezun oldum oyunculuk yapayım değil. Oyunculuk içinde birçok sanatı, sporu barındırman gereken bir meslek. Altan da bu konuda kendini çok iyi besleyen bir oyuncu.

Yeni nesil oyunculardan en beğendiğiniz kim? Tecrübelerinize dayanarak onlara önerileriniz nedir?

Spesifik bir isim vermem mümkün değil ancak az önce Altan’dan bahsederken söylediğim gibi bir oyuncu “ben oldum” dememeli, hep üzerine bir yenisini katmak için çalışmalı. Günümüzde de bunu yapan genç oyuncuları görmek beni çok mutlu ediyor. Onlar her daim okumaya, öğrenmeye, keşfetmeye aç olan oyuncular.

Geçmiş dönemdeki set çalışma şartları ile şimdiki zaman arasında çok fark görülüyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Teknolojinin sinemaya girmesi iyi ki diyeceğimiz bir şey; imkanları sonsuzlaştırdı. 50 yıl önce hayal bile edemediğimiz çekimleri bugün kolaylıkla yapmak mümkün. İyi ki birçok üniversitede sinema eğitimi var.  İyi ki günümüz genç insanlarında müthiş bir girişimcilik ruhu var. Eserini dünyaya taşıma çabaları gerecekten takdire şayan. Bugün birçok uluslararası yapım ortaklığında çekilen filmler izliyoruz.

Tüm bunların yanında geçmişe dair özlemini çektiğim amatörlük ruhu… Olması gereken elbette profesyonellik ama mesleğe, meslektaşlarına olan saygı, paylaşma, birlik beraberlik ruhu, o heyecan, ekip ruhu o zaman çok daha özeldi bence. Sektörümüzün bugün geldiği konuma binlerce kez şükürler olsun ama sektörün geçmişini bilen her insan eminim o ruhu özlüyordur. Aslında imkansızlıklar bizi birbirimize çok daha yakın kılıyordu ekip olarak.

Uzun zamandır sizi ekranlarda görmüyoruz. Sinema ya da bir dizi projesinde sizi görebilecek miyiz?

Bazen tamam artık desem de oyunculuk, sinema bir tutku…  Beni çok heyecanlandıran bir yapımda elbette olmak isterim. 

Aileniz gün geçtikçe genişliyor. Torunlarınızla ve damatlarınızla aranız nasıl?

Bu hayattaki en büyük ilacım ailem ve ne mutlu ki sizin de söylediğiniz gibi geniş aileyiz. Bu muazzam bir his. Ne güzel ki torunlarımızın çocuklarının büyümelerine yakinen şahit oluyoruz. Hele onlar bambaşka bir aşk. Bana hayat veriyorlar, enerji veriyorlar. Ben aile kurumunun önemini bilerek büyüdüm keza Selim de öyle. Bugün kızımızdan torunlarımıza bıraktığımız en büyük miras bu duygu. O yüzden gerçekten çok mutluyum.

Türk sinemasına damga vuran kadınlardansınız. Bir kadın olarak kadınlara destek veren sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorsunuz.

Çok teşekkür ederim ne mutlu bana… İnsan bıraktıkları ile var oluyor. Sinemada kadının sesi olmayı tercih ettim. Sinemada ilk yıllarda çokça melodramlarda yer alsam da ne istediğimi anlamamı sağlayan bende yepyeni bir farkındalık yaratan sinemamızın usta yönetmenlerinden Ömer Lütfi Akad olmuştu. Gelin, Düğün, Diyet filmlerinden sonra da kadının problemlerine değinmeyi amaç edindim kendime. Elbette bu sadece filmlerim ile de sınırlı kalmadı. Yaşadığım müddetçe elimden geldiğince her zaman kadına dair her farkındalık projesinde olmaya da devam edeceğim. Dokunduğu her şeyi güzelleştirenin kadınlar olduğu unutulmamalı.

Hülya Hanım bu soruyu size sorarken bizlerde çok üzgünüz. Çok yakın arkadaşınız Yeşilçam’ın 4 yapraklı yoncalarından biri olan Fatma Girik Hanım maalesef hayatını kaybetti. Neler söylemek istersiniz? En son ne zaman bir araya geldiniz, neler konuştunuz ve son olarak Fatma Hanım ile eminiz ki binlerce anınınız vardır ama unutamadığınız bir anıyı okurlarımız ile paylaşmak istemisiniz?

Uzun bir süre inanamayacağım Fatma’nın bu dünyadan göçtüğüne… İçim kan ağlıyor ve bu acının ne denli zor olduğunu ancak yaşayan bilir. Türk sineması denince akla gelen, mesleğine tutku ile bağlı bir sanatçıyı, bir efsaneyi, o cesur, dev yürekli kadını çok çok özleyeceğim.

Onu, anılarımızı anlatmaya ne zaman ne de kelimeler yeter… Onun yolculuğu, çektiği zorluklar, başarıları, sevdikleri, sinemaya olan aşkı, fedakarlıkları, anaç yüreği, o güzel filmleri, gülümseyişi, çocuk ruhu hepimizin hayatına dokunuşu unutulmaz. O çok özel bir insandı. Dost canlısıydı, hayvan sever, doğa sever, hayatı ve yaşamayı sever biriydi.  Hastane süresi boyunca her ziyaretimde ne çok planlar yaptık ne çok… Ama maalesef hayat bize o planları değil acıyı yaşattı…

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.