ALTIN 1.211,97
DOLAR 19,0510
EURO 20,5023
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 15 °C
Açık

Ünlü Psikolog Hazal Arslan ile Aldatma Üzerine…

04.01.2023
244
A+
A-

Ünlü Uzman Psikolog yazarımız Hazal Arslan son yazısında Aldatma konusunu kaleme aldı. İşte Psikolog Hazal Arslan’ın yazısı…

Erdem veya fazilet, ahlaki olarak doğru olan şeyi yapıp yanlış olanı yapmamaktır. Erdem kavramı, felsefe tarihinin başlangıcından beri yer alır. “İnsanın ve yaşamın anlamı nedir?” sorusuna verilen felsefi cevap başlangıçta “erdemli olmak” olarak belirtilmiştir. Erdem kelimesinin sözlük anlamında bunlar yazıyor. Socrates, erdem bilgidir derken, Platon, erdem iyiyi elde etme gücüdür der. Aristoteles’e göre ise erdem, insanın orta yolu bulmaya çalışması, aşırılıklardan kaçınmasıdır. Şu an bu satırları okurken, peki nedir bu erdemler diye soruyor olabilirsiniz. Sayabileceğimiz pek çok erdem var. Birkaç tanesini yazayım: Cesaret, cömertlik, çalışkanlık, saygı, vicdan, vefa, sadakat… Bugün bu erdemlerden biri olan sadakat’i dolayısıyla da evlilikte ve ilişkilerde aldatma konusunu konusacagiz.

Araştırmalar insanların yüzde 90’ının, sadakatsizliği, birlikteliğe yönelik ciddi bir tehdit olarak algıladıklarını gösteriyor. Fakat maalesef çiftlerden bazıları yaşamları boyunca bu duyguya en az bir kez ihanet edebiliyor. Peki neden aldatılıyoruz bir bakalim. Aslında sadakatsizliğe maruz kalmak birçok insanın en büyük korkusu ya da travmasıdır. Çünkü aldatıldıktan sonra hayatımıza yeni girecek insanlara da güvensizliğimiz artıyor. Heyecan, tutku, arzu, aşk, libidinal enerji gibi ilişkinin başında hissettiğimiz bu duygular her zaman aynı kalmaz. Zamanla yerini saygı, sevgi, sadakat, bağlanma gibi duygular alabilir. Herkes aşık olabilir ancak sevgi için karakter gerekir. Bu kötü bir şey değildir sadece olumlu duygu, tutku diye bir şey yoktur hayatta, olumsuzluklarda vardır ve önemli olan bu ikisini de yaşamak ve sağlıklı olanın bu olduğunu bilmektir. Aldatma davranışını tek bir nedenle bağlamak doğru değildir. Buna evlilik hayatının monotonluğu, cinsel hayatın hazdan uzak görev gibi yaşanması sebep olabiliyorken, bazen de eşlerden biri çok kıskanç davranarak karşısındakini aşağılıyor ve şüphesiyle onu öfkelendiriyorsa, bu öfke aldatma davranışına sebep olabiliyor. Kadın danışanlarımın aldatma davranışında gözlemlediğim bir durumda şudur; erkeğin kadını sürekli başkalarının eşleriyle kıyaslaması ve eşini küçümsemesi kadını öfkelendirebiliyor ve o intikam duygusuyla kadın aldatabiliyor.

Anlıyoruz ki aldatmanın ne olduğu kültürden kültüre hatta çiften çifte göre de değişebiliyor ve aldatma ilişkideki biz olma hissine zarar veriyor. Nedenleri bir tarafa bırakırsak, aldatılma hissi kişiye psikolojik travmalar yaratabilir. Aldatma davranışı bir hata olduğu için her zaman bir kurban vardır. Yine danışanlarımdan bir örnek verecek olursam, ilk birkaç gün aldatan eş suçlanırken sonrasında aldatılan tarafın hep içinde bir yerlerde kendini suçlamasıdır. ‘’Neden aldatıldım?’’ sorusunu kendine sorar. Yeterince dişi mi değilim? Hata mı yaptım? Çirkin miyim?  gibi… Eğer bir de aldatan taraf bunun sorumlusu olarak eşini görüyorsa bu durum kişide özgüven eksikliğine, değersizlik hissine, depresyona, kaygıya, yeme bozukluklarına ve hatta estetik bağımlılığına sebep olabiliyor.

Her ne kadar zorlu bir süreç de olsa sadakatsizlik ilişki için bir dönüş noktası olabilir. Partnerler birbirleri arasındaki sorunlara odaklanıp, onları çözmeye ve aralarındaki bağı onarmaya yönelebilirler ya da birbirleri için uygun kişi olup olmadıklarını anlayıp yollarını ayırabiliyorlar. Bazen de aldatılan kişinin ilişki bittiği halde ve acı çekmesine rağmen vazgeçemediğini görüyoruz. Aslında uzun süreçte aldatanın acısının, aldatılandan daha fazla olduğunu biz biliyoruz çünkü James Abraham aldatan eşinde travmatize olduğunu savunur. Sadakatsizliğin yoğun suçluluğu, partnerini (eşini) kaybetmekle karşı karşıya gelmenin korkusunun en az mağdurun duyguları kadar yoğun olduğunu belirtir. Ama ilk etapta daha çok aldatılan kişi ölüm acısı kadar zor bir acı hissediyor bunun sebebi de bir başkasının kendisine tercih edilmiş olmasıdır. Bazı insanlar kolay atlatabiliyorken, bazılarının bu süreci çok zor atlatmasının sebebi de çocuklukta yaşanan terk edilme korkusunun bugüne yansıması ve geçmişte birincil bakım vereni ile kurduğu güvensiz bağlanma ile ilişkilidir. Çocuklar anne babalarını rol model olarak alırlar ve eğer ebeveynlerden biri aldatmışsa ileride o ebeveynlerin çocuklarının da ortalama böyle bir ilişki yaşaması veya kendini aldatacak karakterdeki insanları tercih etmesi daha olası oluyor. Bunun sebebi de geçmişteki travmatik anıları bugün tekrar yaşatıp tamir etme ve onarma isteğidir.

Peki bir kişi aldatıldıktan sonra nasıl bir yol izleyeceğiz şöyle ki:

Öncelikle kişiler yüzde seksen beş eğer aldatılırsam boşanırım veya ilişkimi bitiririm diyor ancak uygulamada bu böyle olmuyor, o yüzde seksen beşlik dilim ayrılmıyor. Benim bu noktada danışanlarıma verdiğim öneri eğer affedip şans vermek istiyorlarsa bu konuyu bir daha açmamaları çünkü bu konunun her gün tekrar konuşulması ve hatanın sık sık yüze vurulması kişiyi çok bunaltıyor ve aldatılan kişi aynı zaman da terk ediliyor. Yine yalan söylerse, yine aldatırsa diye kişiyi göz hapsine almak, konfor alanına girmek paranoyaklaşmak aslında kişinin en çok kendini cezalandırması ve hayatını ziyan etmesidir. Dediğim gibi  affettikten sonra eşimizin akıllandığına inanacağız ona hatta en çok kendimize güveneceğiz ve aldanmanın sebep olduğu öfke durumundan kurtulup zihinsel ve ruhsal huzura kavuşmak için kendimize öz şefkatle yaklaşıp, kendimizi daha çok seveceğiz. Bunu yalnız halledemiyorsak bir uzmandan yardım almakta fayda vardır.

Sosyal Medyanın aldatmalar ve boşanmalar üzerindeki etkisi cok fazla. Dijitalleşen dünyada her gün hayatımıza yeni kavramlar giriyor, bunlarda biri de mikro aldatmalar. Şu an bir çoğumuz mikro aldatıldığını düşünüyor etrafta sürekli sosyal medya yüzünden biten ilişki haberleri alıyoruz. Sosyal medya gerçekten de aldatma oranlarını etkiliyor mu konuşalım. Geçmiş zamanlara göre daha çok aldatıyoruz ve aldatma hakkında konuşuyoruz bunun bir sebebi de gerçekten birbirimize çok kolay ulaşmamız. Çok fazla yeni insanla tanışmak ilişkimizi olumsuz etkiliyor. Sosyal medya platformlarında çok büyük bir rekabet var dolayısıyla herkes en mutlu olduğu anlarını ve en iyi olduğu yanlarını paylaşıyor. Bu sanal gerçeklik dünyasında ki  güzel, mutlu, başarılı insanlar onları takip eden kişileri ilişkide tatminsizliğe, evdeki eşini sosyal medyadaki başka biriyle kıyaslamaya itiyor ve medyanın da pompaladığı ‘’eğer evde mutlu değilsen aşık olunacak daha iyi biri hep var’’ mesajı kişiyi bir başkasını takip etmeye sonra hikayelerine bakmaya ve tüm fotoğraflarını beğenmeye yönlendiriyor sonuç olarak flörtleşmeler başlıyor. Hep daha iyi birinin olduğuna dair yanlış bir inançla içerisinde bulundukları ilişkiyi yıpratıp sadakatsizlik gösteriyorlar. İşte biz buna mikro aldatma diyoruz ama aldatmanın mikrosu makrosu olmaz. Aldatma her zaman için hatadır ve bu hatanın sebebi hiçbir zaman aldatılan kişi değildir. Bir de eşinin ilişkideki hatası ne olursa olsun, ilişkiye zarar veren risk faktörleri oluşturursa oluştursun bunu problem çözme yeteneği ile aşan kişilerde var. Zamanla şunu gördüm ki Sosyal medyada başlayan ilişki, sosyal medyada bitiyor. Bu platformlarda aldatan yine aynı platformda aldanıyor. Özgüven depomuzu bir başkasının arzusuyla, ilgisiyle, cinselliğiyle doldurma hedefi kişiye mutluluğa götürmüyor.

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle aldatılma korkusu, sadece korku olmaktan çıktı hatta hastalık haline de dönüştü diyebilir miyiz? Çiftler mutlu bir hayat yaşarken, birdenbire her şeyin kötü gideceği düşüncesine kapılabiliyor. Ya başka birini severse? Ya benden sıkılırsa? vb. sorularla stres altına girebiliyor. Bu durum  psikolojik rahatsızlıkları tetikler. Öncelikle yapılan bazı araştırmalara baktığımızda Türkiye’de neredeyse 10 erkekten 5’inin, her 10 kadından da 4’ünün en az 1 kez aldattığı gerçeğini görebiliyoruz. Teknolojinin ve sosyal medyanın kontrolsüzce hayatımıza girmesiyle birçoğumuz çok cesurlaştı dolayısıyla belki karşı cinsle yüz yüzeyken konuşma cesareti dahi gösteremeyecek bireyler chat odalarında mikro aldatabiliyorlar. Bazen gözlemliyorum da hem biz hem de partnerimiz çok iyi biri olsa dahi aldatılma korkusu yaşıyoruz bunun sebebi belki de kişilerin iyi birer insan olmasının yeterli olmaması ilişkinin de iyi ve güvenilir olması gerekliliğidir. Partnerlerden biri iyi bir insan olabilir fakat ilişki içinde eşine annesi gibi davranıyordur, dişil enerjisi düşüktür ya da erkekte bağlanma sorunu vardır, yakınlaşma kuramıyordur bu tarz ilişkiler de risk altındadır. Kişiler aldatılma korkusuna odaklanmadan önce ilişkilerindeki risk faktörlerini ve bağlanma stillerini analiz etmelidirler. Çiftler mutlu bir ilişkiye sahip olduğunu düşünürken birden aldatıldığını öğreniyor yada sosyal medyada sürekli karşısına çıkan kendinden daha güzel/yakışıklı, başarılı, neşeli kişilerin kendisine tercih edileceği ve aldatılacağı hissine kapılıyor bu korku bazen korku olmaktan çıkıp hastalığa dönüşüyor ve kronikleşip panikatak, kıskançlık paranoyaları, yüksek stres oluştururken, kişinin tüm bedenini ve ruhunu saran mutsuzluğa sebep olur ve hatta intihar düşüncelerine sebep olan değersizlik duygularını tetikler. Bunları yaşayan kişilerin her şeyden önce kendilerine güvenmesi gerekir. Eşlerine şüpheyle yaklaşmayı bırakmaları, tedirgin olmamaları ve bu yersiz düşüncelerden ötürü eşlerini bunaltıp onların konfor alanına girmemelidirler çünkü özellikle erkekler sabun gibidir kadınlar çok sıkarsa ellerinden kaçarlar. Kendilerini bu duyguya iten sebepleri analiz etmeleri de ikinci adım olmalıdır. Sonrasında bir hobi edinmek ve eşleri dışında arkadaşları ile de zaman geçirmek kişileri rahatlatacaktır, unutmayın ki eşini hayatının merkezi yapmayan, kendiliğini kaybetmeyen, kendini geliştiren insanlar daha çekicidir. Bir söz vardır evlilikte mutluluk cinsellikle bulaşır diye. Çiftler uzun ilişkilerde cinselliği görev olarak görmemelidir. Ve yine unutmamak lazım ki arzu hormonu olan dopamini ve kaybetmemek; cinsellikte sadece üremeyi değil, hazzı hedeflemekle mümkün kılınabilir. Her şeye rağmen evlilik modeliniz sorunluysa ve mutlu değilseniz, terapiste başvurabilirsiniz.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.