ALTIN
DOLAR
EURO
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C

“Başarılı bir cerrahi, hastanın size kalpten inandığı an başlar” Doç. Dr. Çetin Altunal anlattı:

19.04.2026
20
A+
A-
“Başarılı bir cerrahi, hastanın size kalpten inandığı an başlar” Doç. Dr. Çetin Altunal anlattı:

Doç. Dr. Çetin Altunal, hekimlik pratiğinde bilimin rehberliğini insan odaklı yaklaşım ile birleştirerek modern tıbbın dönüşümünü değerlendirdi. Etik değerler, hasta güveni ve doğru bilginin önemine dikkat çeken Altunal, sağlık alanındaki değişimi kapsamlı bir perspektifle anlattı.

1. Tıp alanındaki akademik ve mesleki yolculuğunuzu şekillendiren temel motivasyonlar neler oldu?

-Cerrahi, yapısı gereği sonuca en doğrudan ve en net şekilde ulaştığınız tıp dalıdır. Benim yolculuğumun başındaki en büyük motivasyon da buydu; bir sorunu tespit etmek ve ellerinizle o sorunu çözerek bir insanın hayatına o an dokunabilmek. Ancak zamanla, sadece ameliyathanede iyi bir cerrah olmanın yetmediğini, bilginin paylaşıldıkça ve yenilikler araştırıldıkça değer kazandığını fark ediyorsunuz. Akademik yolculuğum da tam bu noktada, “Daha iyisini nasıl yapabiliriz?” ve “Bunu yeni nesillere nasıl aktarabiliriz?” sorularıyla şekillendi. Hem hastalarıma şifa olmak hem de bilimin sınırlarını zorlamak, beni her sabah o hastaneye aynı heyecanla götüren asıl güç.

2. Bir hekim olarak bilimsel yaklaşım ile insani dokunuş arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?

-Aslında bu ikisi bir terazinin iki kefesi değil, birbirini tamamlayan bir bütün. Bilim bizim pusulamız; teşhisi koyarken, neşteri vururken ya da bir tedavi planlarken tamamen kanıta dayalı, rasyonel ve akademik gerçeklere dayanmak zorundayız. Ama o pusulanın yönlendirdiği gemide taşıdığınız şey bir “insan”. Endişeleri, korkuları, umutları ve bir ailesi olan bir insan. İnsani dokunuş olmadan uygulanan bilim, mekanik bir tamir işleminden öteye gitmez. Ben polikliniğime giren hastanın önce gözlerinin içine bakarak o güveni tesis etmeye, ardından bilimin sunduğu en modern çözümleri onun anlayabileceği dilde anlatmaya özen gösteriyorum. Başarılı bir cerrahi, hastanın size kalpten inandığı an başlar.

3. Mesleki pratiğinizde etik değerlerin rolünü nasıl tanımlarsınız?

-Etik değerler mesleki pratiğimin rolü değil, ta kendisidir; üzerine bastığım zemindir. Tıbbın ilk kuralı “Önce zarar verme” ilkesidir ve günümüzde bu ilke sadece fiziksel zararı değil, hastayı yanlış yönlendirmemeyi de kapsıyor. Özellikle bilgi kirliliğinin çok olduğu günümüz dünyasında, hastaya uygulanacak prosedürün ne olduğunu, sınırlarını, neyin “ameliyat” neyin “medikal bir yaklaşım” olduğunu tüm şeffaflığıyla, ticari kaygılardan tamamen uzak bir şekilde anlatmak en büyük etik sorumluluğumuzdur. Hastanın gerçekçi beklentilere sahip olması ve bedeni hakkında verilecek kararda doğru bilgilendirilmiş olması benim için tartışılamaz bir kırmızı çizgidir.

4. Sağlık alanında artan hasta beklentileri, hekimlik pratiğini sizce nasıl dönüştürüyor?

-Dijitalleşme ve sosyal medyanın gücüyle artık karşımızda okuyan, araştıran ve çok daha bilinçli bir hasta profili var. Bu harika bir şey. Ancak diğer yandan, internetteki bilgi kirliliği ve estetik algıların manipüle edilmesi, bazen tıbben gerçekçi olmayan beklentiler de doğurabiliyor. Bu durum, hekimlik pratiğini sadece “tedavi eden” konumundan çıkarıp, aynı zamanda “doğruyu eğriden ayıran bir rehber” konumuna taşıdı. Hastalarımızı sadece ameliyat etmiyor, aynı zamanda onları bilimsel gerçeklerle eğitiyor, tıbbi gerçeklik ile sanal beklentiler arasındaki o ince çizgiyi yönetiyoruz. Hekim-hasta iletişiminin önemi bu dönemde hiç olmadığı kadar arttı.

5. Tıpta sürekli gelişim ve güncel kalma gerekliliğini nasıl yönetiyorsunuz?

-Tıp, dünün doğrusunun bugünün yanlışı olabileceği kadar dinamik bir alan. Hele ki genel cerrahi gibi teknolojinin ve yeni yaklaşımların hızla entegre olduğu bir branşta yerinde saymak, gerilemek demektir. Doçent unvanının getirdiği akademik sorumluluk aslında burada benim en büyük avantajım. Uluslararası literatürü günü gününe takip etmek, kongrelerde dünyadaki meslektaşlarımla fikir alışverişinde bulunmak ve bilimsel makaleler üretmek zaten günlük rutinimin bir parçası. Bu sürekli öğrenme hali benim için bir zorunluluk değil, mesleğime ve hastalarıma duyduğum saygının bir yansıması.

6. Klinik deneyimleriniz doğrultusunda, hekim-hasta ilişkisinde güven unsurunu nasıl inşa ediyorsunuz?

-Güven, beyaz önlüğü giydiğinizde size otomatik olarak verilen bir şey değildir; onu kazanmanız gerekir. Benim pratiğimde bunun formülü çok açık: Şeffaflık, empati ve zaman. Hastama hastalığını, uygulanacak yöntemi, riskleri ve süreci olabilecek en anlaşılır, en dürüst şekilde anlatırım. Süslü kelimelerin arkasına saklanmam. Hastalarım, poliklinikten çıkarken akıllarında hiçbir soru işareti kalmadığını ve benim onların sağlığını kendi sağlığım gibi önemsediğimi hissederler. Bu samimi bağ kurulduğunda, tedavi sürecinin başarısı da kendiliğinden artıyor.

7. Günümüzde hekimlik mesleğinin karşı karşıya olduğu en önemli zorluklar sizce nelerdir?

-Hızla artan bilgi yığını arasında hastaların doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak bence en büyük mücadelemiz. Sağlığın ticari bir metaya dönüştürülme tehlikesi ve popülist yaklaşımlar, bilimsel hekimliğin önündeki ciddi engeller. Ayrıca hekimlerin üzerindeki zaman baskısı ve iş yükü de insani dokunuşa ayrılacak o kıymetli vakti daraltabiliyor. Bu zorlukları aşmanın tek yolu; bilimin ışığından ayrılmamak, hastalarla nitelikli iletişim kurmaktan vazgeçmemek ve mesleki onuru her şeyin üstünde tutmaktır.

8. Akademik çalışmalarınızın ve bilimsel üretiminizin mesleki pratiğinize katkıları nasıl yansıyor?

-Akademi ve klinik pratik, aynı madalyonun iki yüzüdür. Yaptığım her bilimsel çalışma, ameliyathanedeki vizyonumu genişletiyor; ameliyathanede karşılaştığım her zorlu vaka da yeni bir akademik araştırmanın fitilini ateşliyor. Bilimsel üretim içinde olmak, bana olaylara sadece anlık olarak değil, çok daha analitik ve kanıta dayalı bir geniş açıyla bakma yeteneği veriyor. Bu sayede hastalarıma dünün değil, bugünün ve hatta yarının en güvenli ve en etkili güncel cerrahi yaklaşımlarını sunabiliyorum.

9. Genç hekim adaylarına, mesleki yetkinlik ve etik duruş açısından hangi önerilerde bulunursunuz?

-Her şeyden önce okumaktan, araştırmaktan ve ellerini eğitmekten asla vazgeçmesinler. Tıp fakültesini bitirmek bir son değil, sadece bir başlangıçtır. Ancak elleri ne kadar yetenekli, bilgileri ne kadar derin olursa olsun; vicdanları her zaman o ellerin ve zihnin önünde yürümeli. Karşılarındaki hastanın bir hastalık değil, yardıma muhtaç bir insan olduğunu asla unutmasınlar. Meslek etiğinden taviz vererek kazanılacak hiçbir başarı, gece yastığa başınızı koyduğunuzda hissedeceğiniz huzurun yerini tutamaz.

10. Önümüzdeki dönemde sağlık alanında sizi en çok heyecanlandıran gelişmeler ve kişisel hedefleriniz nelerdir?

-Minimal invaziv cerrahideki (kapalı ameliyatlar) ilerlemeler, yapay zekanın teşhis ve planlama süreçlerine entegrasyonu ve kişiselleştirilmiş tıp uygulamaları gerçekten çok heyecan verici. Hedefim, bu global gelişmeleri eşzamanlı olarak kendi pratiğime ve ülkemize entegre etmeye devam etmek. Kişisel olarak en büyük arzum ise; hem akademik alanda arkamdan gelen genç cerrahlara iyi bir rol model ve yol gösterici olmak hem de halkın doğru sağlık bilgisine ulaşabilmesi için yürüttüğüm çalışmaları, dijital platformlar dahil tüm kanallarda büyüterek sürdürmek.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.